GEZİLERİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GEZİLERİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2015 Cuma

PAZAR GÜNÜ GEZİSİ: ANKARA RESİM - HEYKEL MÜZESİ

Hafta sonlarını sanatla geçirmek için Ankara'daki en uygun yerlerden birisidir Resim Heykel Müzesi.

Ulus'ta bulunan görkemli binasıyla karşılıyor sizi.  Müzenin çevresindeki çarpık yapılaşmaya bakınca, binayı gördüğünüzde içiniz açılıyor ve hemen fotoğrafını çekerek bu güzel mimariyi anılarınıza katıyorsunuz.

Belirtmek isterim ki müzeye giriş ücretsiz. Yani müze kart vs. ihtiyacınız bu müzede olmuyor. Girişte çift merdivenli bir giriş karşılıyor sizi. Daha oracıkta önemli tablolar dizilmiş oluyor yolunuza. Yukarı çıkıp sol bölümden gezi başlıyor. (Bu arada sürekli güvenlik görevlileri bulunuyor. Bunu sebebi rutin iş sebebiyle ya da geçtiğimiz yıllarda gündeme gelen çalınan eserler olayıyla da ilgisi olabilir)

Solda girdimiz ilk bölüm Türk müzeciliğinin ve resminin önde gelen ismi Osman Hamdi BEY'e ithaf olunmuş. Sergi alanında ressamın önemli tablolarından "Silah Taciri"nin orijinalini görebilirsiniz.

Burada ki geziyi tamamlayıp orta bölümlere girdiğinizde Türk hat sanatı eserlerinin olduğu bölümü görüyorsunuz. Ben bazı oyma-kakma ve hat eserlerini hayranlıkla izledim. Fotoğraflarını da çektim fakat hiçbiri gözle görüldüğü gibi etki yaratmıyor.

Müzede gezerken ara ara heykel sanatçılarının da eserlerine yer verilmiş. Bana göre bu az bir oranda kalmış. Daha çok heykel eseri görmeyi dilerdim. Zamanla belki koleksiyona katılacaktır.

Koridorun karşısında Şark Odası  yüksek tavanlı, işlemeli detayları ve mobilyalarıyla karşınıza çıkıyor. Burada Atatürk'ün de zamanında kullanmış olduğu eşyalara yer verilmiş. Mobilyalar, eserler, ortam tam da sizi o yaşanmışlığın içine çekiveriyor.

Gezimize aşağıdaki salonlarla devam ediyoruz. Bu arada ara ara heykeller de bulunuyor. Duvarlarda da sık sık tablolara yer verilmiş. Müze sadece sergi salonlarından ibaret değil, kafanızı nereye çevirseniz bir eserle karşılaşıyorsunuz.

Sergide Cumhuriyet döneminin önemli ressamlarından Fikret MUALLA, İbrahim ÇALLI, Hikmet ONAT gibi isimlerin eserlerini gözlemleyebiliyorsunuz.

Sergi salonlarında konukların eserleri gezerken dinlenebilmesi için özel tasarım sedirler dizayn edilmiş.  Müze ile bütünlük sağlayan bu tasarım koltuklarda dinlenirken eserler hakkında da paylaşımlarda bulunmaya zaman ayırabiliyorsunuz.

İstanbul Arkeoloji Müzesini görünce İstanbul'da olduğu için açıkçası biraz kıskanmıştım. Her ne kadar farklı amaçlara hizmet eden iki müze olsa da Resim Heykel Müzesi de Ankara'da olduğu için bir o kadar gururlandım. Müzenin daha boş olabileceğini düşünmüşken - özellikle çocukların olması- beni oldukça mutlu etti. Tabi ki müze gezme, eser inceleme kültürü olmayan kişiler de bulunuyor müzede. Neyse ki güvenlik görevlileri kendilerini hemen uyarıyorlar.

Müzeleri, sanat eserlerini seviyorsanız Ankara Resim Heykel Müzesi'ne en az 3 saatinizi ayırarak detaylı gezebilirsiniz.

Eğer erken saatte gittiyseniz hemen yanında bulunan Etnoğrafya Müzesi'ni de gezmeye zamanınız yetecektir. Eğer açıksa sakin bahçesinde bulunan kafede bir çay da içebilirsiniz. İyi gezmeler...





9 Ağustos 2014 Cumartesi

ŞANLIURFA GEZİSİ - 2: BALIKLIGÖL

Şanlıurfa, yaygın olarak Peygamberler Şehri olarak adlandırılır. Boşuna da dile gelmemiştir bu adıyla...

Sabrıyla sınanan Hz. Eyyüb, Nemrut'un ateşine atılan Hz. İbrahim... Ve tabi ki Şanlıurfa'da yaşadığı rivayet edilen pek çok peygamberden dolayı bu isimle adlandırılmıştır.

Yolu Şanlıurfa'ya düşenlerin belkide ilk ziyaret edeceği yer burası olacaktır. Tarihi dokusuyla, dini özelliğiyle ve Urfa'da ağaçlık olup nefes alınabilecek ender yerlerden biri olduğu için.

Kısaca Balıklıgöl

İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol"' emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. İbrahim'in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır.*

Balıkların yenmesi inanışa göre yasaklanmıştır. Yiyecek olanların ise başına türlü belalar geleceği söylenegelmektedir.
Geçtiğimiz yıllardaki Urfa ziyaretlerimde balıklara yem atabilme imkanım olmuştu. Fakat son yıllarda turist sayısının da artışıyla birlikte balıklarda gözlenen "şişmanlama" sebebiyle yem atımı durdurulmuş. Şansınız olursa sakin dönemlerde izin veriliyor, belki bu döneme denk gelirsiniz.




 Şanlıurfa'nın sıcağında serinlemek için Balıklıgöl kenarındaki çay bahçesinde dinlenebilir, ya da kaleye çıkarken yol üzerinde bulunan Çift Mağara'nın serinliğinde dinlenebilirsiniz.,

Çift Mağara'da ise benim en sevdiğim Menengiç kahvesi oldu. Bildiğimiz Türk Kahvesine oranla içimi daha hafif olan bu kahvenin özelliği fıstık ailesinden gelen menengiç bitkisinin sütle hazırlanmış hali olması.

Henüz Ankara'da yapan bir yer göremedim ama tadı damağımda kaldı diyebilirim.

Balıklıgöl'e Gittiğinde Yapmadan Dönme

- Balıklara yem atmadan (yasaklı dönem değilse)

- İbadet merkezlerinde dua etmeden

- Göl kenarındaki çarşıdan yöresel alışveriş yapmadan

- Çift Mağaraya çıkmadan

- Menengiç kahvesi içmeden :)




* Wikipedia'dan alınmıştır

19 Nisan 2014 Cumartesi

HAFTA SONUNDA ESKİŞEHİR

Ankara'dan bunaldıysanız ve biraz da olsa nefes almak istiyorsanız, size en yakın nefes alma duraklarından birisi Eskişehir olacaktır. Her gittiğimde biraz daha geliştiğini görmek, araba gürültüsünden uzak olmak ve şehri ortasından bölen Porsuk Çayını izlemek dinlenmenize yetiyor bile.

Gördüğüm şehirler içinde beni en çok evimde hissettiren şehirdir kendisi.  İki yıl önceki Eskişehir gezimiz günübirlikti. Bu sefer 1 gece kalmayı ve gecesini de yaşamayı uygun bulduk. Kısa süreli bir tatil için oldukça uygun imkanlar sunan bir şehir ayrıca.

Ankara'dan yola çıktığımız için en uygun ulaşım yolu olarak tabi ki yine hızlı treni seçtik. Oldukça rahat ve hızlı (1.5 saat) şekilde merkeze ulaşmış oluyorsunuz. Kendimize konaklamak için İbis Otel'i seçtik. Otele nerden gidebiliriz diye bakınırken 10 dk yürüme mesafesinde, tam da karşımıza çıktı. Otel konusunda iyi bir tercih yapmışız. Kalınabilecek en nezih otellerden biriydi bence.




Eskişehir'e gittiğinizde

YAPMADAN DÖNMEYİN :)

Barlar Sokağı'na uğramadan,
Porsuk kenarında kahvaltı yapıp, bolca fotoğraf çekip, kayık gezintisi yapmadan,
Meşhur Çiböreğini yemeden
Odunpazarı'nı adım adım gezmeden
Cam Atölyelerini görmeden
Lületaşından hediyelik eşya almadan
Sazova'yı (Bilim ve Kültür Parkı) görmeden
Haller Gençlik Merkezi'nde muhallebi yemeden
Balmumu Heykel Sergisi'ni gezmeden...


YAPAMADAN DÖNDÜK :(

Devrim Arabasını göreden
Japon Bahçesine ve Şehr- i Aşka gidemeden
Balaban köfte ve Met helvası yiyemeden...

21 Ekim 2013 Pazartesi

İSTANBUL'UN İNCİSİ : GALATA KULESİ


 Boğaz Köprüsü için derler İstanbul'un incisi diye. Nedendir bilmem ben Galata'ya yakıştırdım bu sıfatı. Yanı başında yükselen onlarca apartmana inat mağrur duruşunu koruduğu için sanırım.

Benim için yeri hep ayrı olmuştur Galata Kulesi'nin. İstanbul dendi mi ilk aklıma gelendir hep.

Kaç yıldır doyasıya gezmeyi beklediğim İstanbul'u bayram tatilinde (nihayet) 5 gün gezme fırsatı bulduk. Şehir olarak Ankara'dan pahalı olsa, elimizi cebimizden çıkarma fırsatı bırakmamış olsa da severek gezdik pek çok semtini. En çok İstiklal ve Galata'da zaman geçirdik.
Kule uzaktan oldukça etkileyici görünse de yakından bambaşka güzellikte.

Öncelikle yağmurlu ve serin bir güne denk geldi ziyaretimiz. Ayrıca kuleye çıkmak için uzuuuuunca bir kuyruk beklemek gerekti. Bir blogda kapanış saati 18.00 olarak yazıyordu. Aceleyle kuleye vardığımızda kuyruğu görünce sıranın bize gelmeyeceğini zannettim. Meğer kuleye son çıkış 20.30 imiş! Gelelim kuleye çıkıp, Şehr-i İstanbul'u 360 derece izlemenin bedeline... T.C. vatandaşına 6,5 tl - Diğer ziyaretçilere de 13 tl olarak belirlenmiş. 5 kat asansörle çıkıp, kalan iki katı merdivenle çıkıyorsunuz. Yükseklik korkusu olanlar kuleye çıkıp, balkondan manzaraya bakmayı bir kez daha düşünsünler derim :)

528 yılında fener gözetleme kulesi olarak inşa edilse de yıllar boyu tahribata uğramış. Her medeniyette yeniden yükselmiş, bozulmuş, tekrar düzeltilmiş. Sonuç olarak günümüzdeki halini almıştır.

Cenevizliler döneminde de gözlem kulesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde turizme hizmet etmekte, üst iki katı restoran olarak kullanılmaktadır. Konumu ve özelliği sebebiyle fiyatları tahmin edebilirsiniz sanırım. Mesela çay 6 tl :) Varın gerisini siz düşünün...

İster İstiklal'in canlı hayatından, renkli dükkanlarından, güzel kokulu kafelrinin arasından yürüyün, İster Karaköy'den yokuşları tırmanıp, basamakları çıkarak, ya da Meşrutiyet Caddesi'nden Pera Palas'ın önünden sakince ilerleyerek varın... Yolunuz illaki Galata'nın eğri büğrü yollarında son bulacaktır.



Geç vakitlerde pek ıssız olmakla birlikte tekinliğini kaybetse de o yollardan Galata'ya sakin sakin yürümek her şeye değdi...

8 Aralık 2012 Cumartesi

ANADOLU'DA BİR MASAL KENTİ - ESKİŞEHİR


Ankara'da yaşıyorsanız ve tatil için kısıtlı zamanınız varsa o zamanı nasıl değerlendireceğiniz konusunda oldukça kafa yorarsınız. Zaman dardır, tatil bölgelerine uzaktır ve zaten denizi(!)de yoktur. Bu durumda size yapacak tek şey kalır; en kısa sürede, az maliyetle gezip görülecek neresi vardır acaba diye. 
Siz bunları düşünüp dururken komşunuz Eskişehir size göz kırpar. Ve işte... O dur sizin aradığınız.
Yapılacak şey de çok basittir aslında. Gidip hızlı tren biletinizi almak. Her ne kadar hızlı trene gidiş, Eskişehir'e varmaktan daha uzun sürse de göz açıp kapayana kadar 240 km hızla Eskişehir merkezde bulursunuz kendinizi.
Genelde tüm Eskişehir gezileri Doktorlar caddesinden başlar. Bu yoldan Porsuk çayına ulaşmanız fazla zamanınızı almaz. Ve masal da burda başlar. Yolu ikiye bölen ve pek nadir karşılaşılabilecek bir görüntü karşılar sizi... Venedik havasını, oraya gitmeden de almış olursunuz. Porsuk çayı kenarında bulunan kafelerde kahvaltınızı yaparken, Ankara'da bu güzellik neden yok ki diye hayıflanırsınız birazda. O da Eskişehir'in Başkent'i kıskandırmak için yaptığı cilve gibidir aslında..
Gidilip görülecek o kadar çok yer vardır ki, nerden başlayacağınızı bilemezsiniz. Nerden başlasak... Nerden başlasak diye düşünüp dururken bir bakmışsınız Odunpazarı'nın insanın içini ısıtan tarihi evlerinin önündesinizdir. Ve yürüyüş başlar. Evlerin can alıcı renklerine, çiçek sarkan pencerelerine bakarken Lületaşı Müzesi karşınıza çıkar. Bir madenin hem bu kadar sert hemde bir o kadar kolay işlenebilir olması şaşırtır sizi. İşlenen her bir lületaşını hayranlıkla inceler, içinde bulunduğunuz otantik müzenin keyfini çıkartırsınız.
Cam Atölyeside hemen yanıbaşındadır. Eğer şansınız varsa cam üfleme ustalarının çalışmalarını da izleyebilirsiniz. Cam atölyesinden çıkıp az ilerdeki Cam Sanatları Müzesi'ni gezmeden olmaz ama... Tüm eserleri dikkatle incelemeye koyulursunuz. Avluya çıkıp başınızı kaldırdığınızda göz kamaştıran cam avizeyi görürsünüz. Bu ustalık eserini ve bulunduğunuz ortamı hayranlıkla izlersiniz. Müzeden çıktıktan sonra, gizli saklı bahçeleri olan, içinden dingin müzikleriyle butik oteller karşılar sizi. Zamanınız kısıtlı olmasa saatlerce yeşilliğin içinde hafif müzik eşliğinde dinlenebilirsiniz. Fakat daha gezilip görülecek bir sürü yer vardır ve sizi beklemektedir.

Eskişehir'in son yıllarda kazandığı belki de en güzel mekanlardan birisi Sazova, merkezin biraz uzağında sizi beklemektedir. Merkezde başlayan masal; göleti, şatosu, korsan gemisiyle sizi iyiden iyiye sarmaya başlar. Disney filmleri setinde gibisinizdir o anda. Türkiye'deki önemli mimari eserlerden esinlenerek hazırlanan şato şimdilik içerisine misafir kabul edememektedir. Ama bu da bir kez daha gitmenize vesile olabilir. Az ilerdeki korsan gemisi ise kendinizi masalın içinde hissetmenize yol açabilir. Güvertesiyle, kamaralarıyla, mahzeniyle ve korsanıyla tıpkı filmlerdeki gibidir. Ve bu masal adasından ayrılırken gözünüz hep biraz arkada kalır...
Eğer ki şanslıysanız,  Eskişehirden ayrılmadan önce Porsuk çayı üzerinde uygun ücretlerle kısa turlar atabilirsiniz. En önemlisi de çiböreğidir Eskişehir'in. Çiğ börek mi, yoksa çibörek mi olduğu konusunda hala fikirler öne sürülse de lezzetini tattıktan sonra bu tartışmaların artık çok dışındasınızdır. 
Eskişehir'e ayrı bir güzellik katansa şüphesiz şehri kaplayan heykellerdir. Hemen her caddede estetik       
açıdan göz kamaştıran heykellerle süslenmiştir. Burnunuza buram buram medeniyet kokuları gelir bu caddelerde dolaşırken. Sanatla içiçe bir şehirde olduğunuz ve buna bir gün de olsa şahit olduğunuz için şanslı hissedersiniz kendinizi.

Akşam olup, Eskişehir'den ayrılma vakti geldiğinde ise aslında geçirdiğiniz koca günün size yetmediğini anlarsınız. Çünkü daha gezilip görülecek yerler, içinde kaybolunacak sokakları vardır. Trene bindiğinizde taptaze anılar sizlere yol arkadaşlığı edecektir.
Ve unutulmamalıdır.. Her yol Porsuk'a çıkmaktadır...  ;)