ANKARA DEVLET TİYATROSU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ANKARA DEVLET TİYATROSU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2015 Salı

ANKARA DEVLET TİYATROSU: "SATICININ ÖLÜMÜ"

Devlet Tiyatroları'nda tam da aradığımız oyunları bulamıyoruz derken Satıcının Ölümü ile karşılaştık.
Geçtiğimiz pazar Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi'nde izlediğimiz oyun bu sezon akılda kalacak oyunlardan birisi oldu bile şimdiden.
Arthur MİLLER tarafından yazılan oyunda 2. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan ekonomik değişimler ve geçmişle şimdi arasında kalan satıcı Willy'nin ve ailesinin başından geçenler trajik bir biçimde sunuluyor.

Genelde oyunlara konularına, esere göre giderken bu oyuna mahsus oyuncu kadrosu için gittiğimizi itiraf etmeliyim.

Söz oyunculara gelmişken listeye yakından bakalım.

Başrolde Erdal KÜÇÜKKÖMÜRCÜ (Willy Loman) yer alıyor. Tek başına oyunda lokomotif görevindeydi. Diğer oyuncularda Devlet Tiyatrolarının başarılı isimlerinden olunca tadına doyulmaz, sizi sürükleyen bir oyun sahnelenmiş oldu.

Buğra KOÇTEPE (Biff Loman ), Kutay SUNGAR (Happy Loman ), Şahap SAYILGAN(Charley), Gülçin YAŞAROĞLU (Linda Loman) oyunda yer alan başarılı isimlerdendi.

Buğra KOÇTEPE yine -deyim yerindeyse- oyunculuğunu konuşturdu. Sezonda birden fazla oyunda yer almasına rağmen tüm oyunlarındaki performansı göz doldurucu oluyor her seferinde.
Kutay SUNGAR ise hala aklımda Genç Osman olarak kalıyor. Genç Osman'daki muhteşem oyunculuğu uzun yıllar akıllarda kalacak gibi de gözüküyor.

Oyunun bir diğer dikkat çeken yanı da müzikleri ve dekoru. Müzikler Can ATİLLA imzası taşırken dekor da devlet tiyatrosunun bu konuda geldiği yeri gösteriyor. Küçük bir alanda birden fazla mekan olgusu oluşturmak kolay olmasa gerek. Satıcının Ölümü oyunundaysa başarıyla ortaya konulmuştu.

Gelecek sezon oyuna programda yer verilir mi bilemiyorum. Bu sebeple tiyatro severler için kaçırılmaz bir alternatif olabilir. İyi seyirler...



28 Aralık 2014 Pazar

SADİZMİN BABASI : "Marquis De Sade"

Sadizm, sadist... Gün içinde pek çok kez duyduğumuz ya da kullandığımız kelimelerdendir.
Kullanırken de öylesine ağzımızdan çıkıverirler. Öyle ya, dilimize pelesenk kelimelerdendir, öylesinedir...

Peki "sadizm" nereden gelmektedir, isim babası kimdir? 

Sadizm, ömrünün 13 yılını akıl hastanesinde geçiren bir Fransız aristokrat ve aynı zamanda yazar olan Marquis De Sade'dan gelmektedir. Yazarı gerek döneminin gerekse kendinden sonraki yazarlardan ayıran özelliği ise eserlerinde şiddet ve pornografiye yer vermesidir. Eserlerinden ötürü adı "Sadizm" kavramı ile özdeşleşmiştir.

Sade kitaplarında kişiler arası ilişkilerde insanın insansal yanı bir kez yitirildiğinde neler olabileceğinin bilgisini verir. Kişiler arası ilişkilerde insanın sahip olduğu onur bir yana bırakıldığında ortaya çıkan yeni ilke , kendi yararını koruma sonuna kadar götürülecek olursa; zorunlu olarak "sadizme" varılır. Yani insandaki insansal olan tek şey doğaysa, doğrudan doğa nedenselliği insan türünün yapıp etmelerini belirliyorsa, insan olmak cani olmayı da beraberinde doğal olarak taşır.*

Ankara Tatbikat Sahnesi'de yazarın son dönem akıl hastanesi günlerini konu alan bir oyunla izleyici karşısına çıktı. Devlet Tiyatrolarında izleyemeyeceğimiz cesarette bir senaryo ve kurguyla izleyicisini büyülemeye devam edecek gibi de görünüyor.






Konu Marquis De Sade olunca, elbetteki oyun sert bir şekilde ilerliyor. Bu sebeple oyuna gideceklerin bu sertliğe ve açıklığa hazır olarak gitmesi gerekebilir.

Oyunda Marquis De Sade rolünde son dönem tiyatronun başarılı ismi Durukan ORDU bulunuyor. Ve bu zor aynı zamanda oynamanın cesaret isteyeceği rolü başarıyla yerine getiriyor.

Oyunda yer alan diğer isimlerse Devlet Tiyatrolarının önemli oyuncularından Buğra KOÇTEPE ve Mithat ERDEMLİ.

Oyunun Genel Sanat Yönetmenliğinde ise Erdal BEŞİKÇİOĞLU bulunuyor. Başarılı isimlerin yanında kostümler, müzik, ışık ve dekor da mükemmel olunca başarılı bir oyun kaçınılmaz oluyor.

Tiyatro da farklı bir tat deneyimlemek isteyenler Tatbikat Sahnesi oyunlarını takip edebilirler.

Sahneyle ilgili olumsuz tek eleştirim ise sandalyelerin plastik ve salonun soğuk olmasıydı. Bu oturma düzeni geçici mi olacak yoksa tiyatronun ruhunu mu oluşturacak! ilerleyen sezonlarda göreceğiz.

İyi seyirler...


*Yazı Wikipedia'dan alınmıştır.

11 Şubat 2014 Salı

ANKARA DEVLET TİYATROSU- ÇEHOV HAFTASI : VANYA DAYI

Bu sezon tam bir hüsran oldu bizim için. Ne zaman programı açsak oyunlara bakıp vazgeçtik hep. Halbuki önceki sezonlarda hangisine önce gitsek diye sıraya zor koyardık oyunları...

Bu sezon da umutsuzca tiyatro programına baktığımızda Vanya Dayı oyununu gördük. Geçtiğimiz sezon Durukan Ordu'nun yer alacağını haber almıştık fakat bu oyun yerine Cyrano De Bergerac sahnelenmişti.

Bu sezonda Durukan Ordu'yu Vanya Dayı'da izlemek kısmetmiş.

Öncelikle şu itirafta bulunmalıyım ki Rus Edebiyatı gerçekten bana göre değil. Belki uyarlamadan, belki yazımdan kaynaklı...  Ama bana göre değil. Yine de sahne, dekor, müzikler, oyuncu performansları oyundan zevk almanızı sağlıyor.

Oyunun ilk 10 dakikası adapte sorunu yaşanabiliyor. Belki oyunu arka sıralarda izlediğimiz için olmuştur, belki de sorumsuz insanların çalan, titreyen telefonlarındandır !!! Çoğu replikleri kısık sesle oynandığı ve saydığım diğer sebeplerden dolayı duyamadığım oldu.

Çarlık Rusya dönemi yaşanan bunalımlar, ekonomik çöküntü, ilgili - ilgisiz, boşvermiş - kendini adamış insanların hikayesi... Tüm bunların içinde birbiriyle yüzleşen bir aile hikayesi...

7 Ekim 2013 Pazartesi

ANKARA DEVLET TİYATROSU'NDA: "SARI NACİYE"

Tiyatro sezonunu açtık. Merakla programın yayınlanmasını beklerken, beklenen gün geldi ve seçimimizi Akün Sahnesi'ne olan bağlılığımız ve hayranlığımız sebebiyle Sarı Naciye oyunu ile yaptık.

Konusu da oldukça güzel ve pek çok izleyici tarafından merak edilebilir doğrusu.

Yaylada yaşayan Naciye'nin babası haricinde tüm köylüler Çukurova'ya gidip çalışmak istemektedir. Öyle ya yayla soğuk, güneş almaz, toprak tarıma el vermez... Köylü çalışmak, çil çil altın kazanmak, kimi de evlenmek ister. Bunun tek bir yolu vardır onlara göre pamuk tarlasında ırgat olmak.

Hikaye bu temele oturtulmuş. Sonrası da Çukurova'ya gitmek mi - kalmak mı davası etrafında gelişen olaylar.

Naciye rolünde Fosforlu Cevriye'nin Cevriye'si Feray Darıcı yer alıyor.  Oyun yer yer bana Fosforlu Cevriye'yi hatırlattı. Bu yüzden sanırım Feray Darıcı'yı başka rollerde de görmemiz gerektiğini düşünüyorum.

 Oyunun konusunu çok beğenmiş olsam da metnin çok destekleyici olamadığını düşünüyorum. Sanki biraz zayıf kalmış. Konunun uzmanı değilim ama yıllardır düzenli tiyatroya giden bir izleyici olarak sahneden gelen enerjinin düşük olduğunu düşünüyorum. Belki de o akşamki izleyiciyle sahne uyuşamadı, kim bilir...

Bir eleştirim de oyunun diline olacak. Çukurova yöresinde geçen bir oyun izlerken, ister istemez yöresel ağız duymak istiyorsunuz. Ne yazık ki oyunlarda pek duyamıyoruz !

Müziklere ve dekora diyecek bir şey bulamıyorum. Özellikle son sahnedeki imgeleme çok etkiliydi. Pek çok oyunda görüyoruz ki Devlet tiyatroları dekor konusunda  oldukça başarılı işler ortaya koyuyor.


Sezonu Sarı Naciye ile açtık, bakalım bayram sonrası hangisiyle devam edecek :)

13 Eylül 2013 Cuma

DEVLET TİYATROLARI İÇİN GERİ SAYIM...


Doğduğum aydan mıdır bilinmez Ekim ayı ayrı bir sevinçtir benim için.

Sonbahara olan düşkünlüğüm Devlet Tiyatroları'nın "perde" demesiyle de perçinleniyor.

Bütün yaz tiyatrosuz bir şeyler eksikmiş gibi hissediyorum doğrusu.

Neyse ki hasret sona eriyor, 1 Ekim'de perde açılıyor.

Geçtiğimiz sezon sahnelenen oyunlar beni hayal kırıklığına uğratsa da (birkaçı hariç tabi ki) tiyatroda olmak, gitmek için hazırlanmak, öncesinde karnını doyurmak bile ayrı bir keyif.


Bu sezon da güzel oyunlar izleyebilmek dileğiyle...